Suluboya İçin Bir Başlangıç Yazısı

Aman tanrım, penceremdekiler blogundan yeni bir yazı!

Selamlar.  Evet yazı yazmayalı sittin sene oldu fakat pes etmiş değilim :))

Temamı ve blog ismimi değiştirdiğim zaman bir yazı yayınlamıştım.  Orada suluboyaya başladığımı ve işte onun hakkında bir yazı yayınlayacağımı söylemiştim. Ve o gün geldi, çattı, yazıyorummmm !! 😀

İlk önce suluboyaya neden ve nasıl başladığımı anlatayım sizlere.

Valla pek sanat manat anlamazdım yani özenirdim böyle grafik tasarımcılara, resimle, çizimle uğraşanlara ama yeteneğim olduğunu düşünmediğimden yanaşmadım bunca sene. hala daha olduğunu düşünmüyorum da ben çalışarak öğrenenlerdenim işte. Mesela bir arkadaşım var liseden kız bana 2015 te yaptığı resmin fotoğrafını attı, benim onun seviyesine gelmem için 2 sene daha çalışmam lazım yani kız benden iki sene önde :))

Sonra işte resim öğrenebileceğim biriyle tanıştım, kendisi resim öğretmeniydi ve çok destekleyici bir insandı. Yani ben şuan bu ne yaa dümdüz çizmişim/boyamışım dediğim resimlere bile çok güzel olmuş diyerek ve inandırıcı bir şekilde- beni destekledi ve şuan çok daha iyi bir yerdeyim. Ona burdan çook teşekkür ediyorum ❤

Aslına bakarsanız resim hocamla portre üzerine çalışıyorduk arada boyama yaptığım da oldu ama bana portre çizmeyi öğretti çoğunlukla. şimdi portrelerimden bahsetmeyeceğim konumuz suluboya olduğu için belki sonra onun hakkında da bir yazı yayınlarım.

Suluboya alma sebebim, küçük kardeşimin suluboya yapmasını görmem kadar basit bir sebep aslında 😀 Yani kendi kendime dedim bu kadar küçük çocuk kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor ben niye yapmaya çalışmayayım? İşte mizaç itibariyle biraz mükemmelliyetçi bir insan olduğum için yanaşmamıştım ama onu görünce hırs yaptım :))

Sonra, o kadar zevk alacağımı ve ilerletmek isteyeceğimi düşünmediğimden aldığım suluboya çocukluğumuzun faber castell suluboyasıydı. Hatta bir sene oluyor kullanalı yeni bıraktım. Çünkü bir ara resimle uğraşmıyordum. Suluboyam da ilerlemedi haliyle sonra yavaş yavaş resim kağıdımı falan değiştirdikçe güzelleşmeye başladı. Ben de hazır hem bir kaç trick öğrendiğimden blog yazayım dedim.

Şimdi size ilk yaptığım demeyeceğim boyadığım resmi göstereceğim.

img_20180505_174133.jpg

Evet gördüğünüz gibi dümdüz boyanmış bir flamingo.

Şimdi de son zamanlarda yaptığım iki resmi göstereceğim.

IMG_20180505_184629

 

IMG_20180505_184648

 

Yine baya çizim, perspektif ve boyama hataları var -çoğunu boyarken farkediyorum- ama yine de bence iyiler.

Şuan Sonnet Studio Suluboya kullanıyorum. Üsküdar Sanat’tan 69 liraya aldım. Fotoğrafını bırakayım ilk önce.

IMG_20180505_172835

img_20180505_172924.jpg

Tabletlerin boyutu baya iyi. Renkler de güzel özellikle soğuk tonlu kahve, kırmızıya dönükte olsa pembe ve violet rengi var (kalp kalp), beyaz yok bu arada o renkleri görmenin heyecanından beyaza hiç bakmak aklıma gelmedi. Onu tek tablet olarak satın alacağım. Tabletlerdeki boyanın rengi epey koyu duruyor ama suyla birleşince kendi rengini veriyor. Ve fırçayı iki kez sürünce tablete yetiyor yani baya yoğun boyutunu da düşünürsek bana baya gidecek gibi.

Bu arada suluboya için kullandığım defter, Clairefontaine’ın aquarelle etival watercolor a4 10 yaprak ve 300 gr lık defteri. Daha önce kullandığım basit kırtasiye resim defteri ve mona lisa’nın suluboya için de kullanılabileceği! iddia edilen eskiz defteri ile karşılaştıramam bile. Bir kere Clairefontaine suyu hemen emmiyor ve boyanın dağıtılmasına izin veriyor. Ki bu da bir suluboya kağıdından beklenilen en temel özellik. Benim deneyimsizliğimden dolayı kullandığım kağıtlar neredeyse beni suluboyadan soğutuyordu. Sonra bunu keşfedince kendi kendime aman tanrım içimde bir artist varmış falan dedim :))

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Aslında bir kaç temel teknikten de bahsedecektim ama yazı çok uzun oldu o yüzden bir daha ki yazımda yazacağım onları.

Şimdilik hoşçakalın. Sevgiyle kalın!

Bullet Journal & Commonplace Book Hakkında

Merhaba.

Belki duymuşsunuzdur bullet journal’ı. Tam Türkçe karşılığı var mı bilmiyorum. Ben buna kendi kendine ajanda hazırlamak diyorum. Commonplace book da yeni duyduğum bir olay. Yani geçen senenin sonlarında duymuştum. Minimalist günlük sağolsun 😘. https://minimalistgunluk.com/tag/commonplace-book/ İşte onun bu defterle alakalı bir blog yazısını okuyunca dedim kendi kendime, zati ben bunu yapıyorum. Bir takvim falan eklemek lazım dedim. Neyse işte Commonplace book’da böyle sketchlerinizi, sevdiginiz şarkı sözlerini, kitaplardan alıntıları,film repliklerini, anlık fikirlerinizi kısacası herşeyinizi yazdığınız bir deftermiş. Eskilerden bu tip bir defteri yapan baya ünlü insanlar da varmış. Ben de hem yıl sonu geliyor dedim, yeni yılda böyle bir defter hazırlarım dedim. Yeni yıla kadar da araştırmalar yaptım, hala da yapıyorum.

Yalnız ben bu defteri hazırlamaya başladıktan sonra farkettim ki bullet journal’a kayıyorum. Yani Commonplace book yapmıyorum zaten ikisinin sınırları da çok belli değil. Çünkü bullet journal esnek bir olay. Sadece şunları şunları şu şekilde koymak zorundasın diye bir şey yok. İşte yeni yıla kadar defteriydi, kalemiydi, cartdı curtdu aldım işte sonra ‘page ideas’ denen şeyleri araştırmaya başladım. Yani ajandanin içine konulacak bölümler gibi bir şey. İşte weekly pages, budget list, trackerlar, gerek mental gerek habit işte. Ve bence bullet journal’ı bullet journal yapan şey de bu trackerlar çünkü genel olarak, okuduklarıma göre düzensiz hayata düzen getirme çabası bence bullet journal. Bir yabancı blog yazısında okudum mesela bullet journal ruh sağlığınızı nasıl düzenler diye, kızın terapisti kıza bullet journal yapmasını tavsiye etmiş yani şok oldum. Çok yaratıcı bir fikir ve iyileştirici olduğuna inanıyorum. Bullet journal nasıl yapılır derseniz bir defter ve kalem işinizi görür tabiki de. Ama oturup instagramda, pinterestte milletin yaptıklarına bakınca insan defterini şenlendirmek istiyor tabi. Bunun için gerekenleri -yani benim fikrime göre- başka bir postta yayınlarım muhtemelen. Bu olayın amacı hayatınızı kolaylaştırmak ve organize etmek, hedeflerinize daha kolay ve hızlı bir şekilde ulaşmanızı sağlamak, sonra yapılacak işlerinizi listelemek, göz önünde toplu bir şekilde bulundurarak sizi motivasyon vermesini sağlamak. Sonra trackerlar var dedik;

Nedir bu trackerlar?

Tracker, bir takip tablosu aslında. Bunun çeşitleri var işte; mood tracker var mesela, yaşamında hissettiğin butun duyguları birbirine yakınlıklarına göre grupluyorsun ve bir renk veriyorsun sonra istersen kare kutucuklari istersen şekilli şukullu şeyler çizip içini boyuyorsun. Habit trackerlar var işte edinmek istediğin bir alışkanlık var diyelim, her gün yapıp yapmadığına göre işaret koyuyorsun ya da boyuyorsun. Temel mantık bu.

Sonra future log, monthly log ve daily loglar var. Future log da o sene içerisinde yapacağın şeyleri planlıyorsun. Aynı şekilde aylık ve günlük de yapılıyor. Bunlar basic bullet journal kısmı. Onun haricinde birsürü eklenebilecek sayfa fikri var internette özellikle Pinterestte. Ben de orjinal ve “must have” yani bana göre kesin olması gerekenleri başka bir postta yazarım.

Sonuç olarak böyle bir deftere başlamak istiyorsanız eğer ilk senenizde kasmayın. Yanlışlar olacak, deneyip de beğenmediğiniz şeyler olacak, sayfayı yırtamayacaksınız, öyle şeyler işte. İlk sene deneme yanılma yoluyla gidin sonraki sene o hataları yapmamaya çalışırsınız.

Kısaca bullet journal ve (çok bahsetmesem de) Commonplace book böyle bir şey. Merak ettikleriniz olursa yazın aşağıya, biliyorsam cevaplarım, bilmiyorsam araştırıp öyle cevaplarım ama illaki cevaplarım. 😅😉