Haftanın Felsefi Kelimesi #3

BAĞLAMCILIK [İng. contextualism] [EPİSTEMOLOJİ, BİLİM FELSEFESİ]. Bir şeyin içinde bulunduğu duruma, ortaya çıktığı bağlama veya tikelliklere özel bir önem atfeden yaklaşım.

Bağlamcılığın, Aydınlanma ile modernitenin evrenselliğe ve ortak insan aklına yaptığı vurguya bir tepki olarak ortaya çıktığı söylenebilir. “Kimin?” sorusuyla ortaya çıkan yaklaşımın ifadesi olan bağlamcılık, daha ziyade feminizm, hermeneutik, postmodernizm benzeri çağdaş felsefe akımlarında karşımıza çıkar. “Kimin aklı veya rasyonalitesi?”, “Hangi adalet?”, “Kimin bilimi?” türünde sorularla karakterize olan bağlamcılık, örneğin bilim söz konusu olduğunda, onun soyut, evrensel, tarih dışı bir tarzda ele alınamayacağını, fakat tarihsel dönemi ve kültürel çerçevesiyle ilişki içinde ele alınması gerektiğini ifade eder.

Felsefe Sözlüğü, Ahmet Cevizci. (Say Yayınları, 6. Baskı)

Haftanın Felsefi Kelimesi #2

APORIA [EPİSTEMOLOJİ]. Antik Yunan felsefesinde, nesnenin kendisinde ya da kavramındaki bir çelişkiden ileri gelen çözülmesi güç bir problem; belli bir alanda bilgimizi artırmaya veya kapsamını genişletmeye çalıştığımız zaman, ilerlemeyi engelleyen ve tehdit eden güçlük ya da problem durumu.

 

Kaynak: Ahmet Cevizci – Felsefe Sözlüğü (Say Yayınları, 6. Baskı)

Halil Cibran – Deli Kitabından…

Bugün, okuduğumda çok beğendiğim, kendimle özdeşleştirdiğim ve belki de kitabın anladığım tek bölümü olan Yedi Benlik adlı bölümünün bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum. Bende ki kitap Erasmus Yayınları’ndandı.

Halil Cibran’dan okuduğum ilk kitaptı, genelde Meczup diye geçiyor kitabın ismi ve bence de daha anlamlı oluyor çünkü meczup’un sözlük anlamını ‘deli’ kelimesi tam karşılamıyor. Kitabı aylar önce okumuştum fakat telefonumda fotoğrafını buldum bu bölümün, oradan aklıma geldi paylaşmak…

 

Sükunetin hüküm sürdüğü gecenin en kuytu saatlerinden birinde, tam uykuya dalacağım sırada, yedi benliğim kendi aralarında fısıldanmaya başladılar.

İlk Benlik: “Uzun yıllardır burada, bu delinin içinde, gün ışıdığında kederini yineleyip, gecenin zifiri karanlığında elemlerini tekrar hissettirmekten başka hiçbir şey yapmadan burada oturdum durdum; artık isyan ediyorum, bu halde yaşamaya devam edecek gücüm kalmadı.”

İkinci Benlik: “Senin talihin benimkinden daha ak, dostum, çünkü bana bu delinin keyifli benliği olmak düştü. Onun kahkahalarıyla güler, mutlu saatlerinde şarkı söylerim ve üç kanatlı ayaklarla raks eder gibi onun ışıltılı düşünceleriyle raks ederim. Böyle sahtekar bir varlığa karşı isyan etmenin benim hakkım olduğunu düşünüyorum.”

Üçüncü Benlik: “Yabani arzuların ve hayali duyguların ateşleriyle yanan bir aşk olan benliğe ne dersiniz? Bu deliye isyan etmesi gereken aşk arsızı benim.”

Dördüncü Benlik: “Tüm benlikler içinde en dertli benlik benim, çünkü ben menfur bir nefret ve yıkıcı bir garez dışında hiçbir şeye sahip değilim. İçinde bulunduğu bu deliye verdiği emeklere isyan etmesi gereken benim. Cehennemin karanlık mağaralarında doğmuş olup tufana benzeyen benlik.”

Beşinci Benlik: “Hayır! O benim; düşünen benlik, tuhaf benlik, aç ve susuz benlik, bilinmeyen ve henüz yaratılmamış olan şeyler üzerine kafa yoran benlik; isyan etmesi gereken benlik benim, sizler değilsiniz.”

Altıncı Benlik: “Ben, gayretli benlik, garip emektar, sabırlı elleri ve arzulu gözleriyle görüntülerden günleri yaratan, şekilsiz maddelere yeni ve ölümsüz şekiller veren ben, bitmek bilmez enerjisi olan bu deliye isyan etmesi gereken benlik benim aslında.”

Yedinci Benlik: “Önceden tasarlanmış bir yazgısı bile olmayan ben varken, bu deliye isyan etme hakkından çok uzaktasınız siz. Hiçbir şeye sahip değilim, herhangi bir şey yapmayan, siz hayatı yeniden biçimlendirirken ıssızlıkta oturup bekleyen, hiçbir zaman hiçbir yerde olmayan benliğim. Başkaldırması gereken siz misiniz yoksa ben miyim, arkadaşlar?”

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim…

Haftanın Felsefi Kelimesi #1

Merhaba,

Yıl sonuna kadar, okuduğum felsefe sözlüğünden beğendiğim bir kelimeyi her hafta sonu paylaşmaya karar verdim. Okuduğum felsefe sözlüğü Ahmet Cevizci’den (Say Yayınları, 6. baskı).

Bu haftanın kelimesi:

AD HOC Hipotez [İng. ad hoc hypothesis][BİLİM FELSEFESİ]. Mevcut teorik çerçeveye uymayan bir dizi veriyi ya da veriler öbeğini açıklamak amacıyla geliştirilmiş olan varsayımı, yeni verilerle sarsılan bir teoriyi eski doğru haline geri götürmek amacıyla gündeme getirilen hipotezi nitelemek için kullanılan terim.

Buna göre, ad hoc hipotez, bir teori karşı kanıt ya da aleyhte delillerle sarsıntıya uğradığı veya yanlışlanma durumuna geldiği zaman, teoriyi kurtarmak, onu eski doğru ve geçerli haline iade etmek üzere getirilen ek hipoteze denir.

 

Nigel Warburton da A’dan Z’ye Düşünmek (Alfa Yayınları) kitabından bununla alakalı olarak şöyle bir ekleme yapabiliriz:

Ortaya çıkan yeni verilere dayanarak bir hipoteze ayrıntıları katmak ile bir sürü istisna ekleri koyarak genellemenin doğruluğundan kuşku yaratmak arasında çok ince bir çizgi vardır.

Alfred Adler – Nevroz Sorunları Kitap Yorumu

Selamlar!

Adler’in bu kitabını yorumlamaya çalışacağım bugün.

Kitap hakkındaki yorumları okuduğumda Adler psikolojisine giriş niteliğinde olduğunu okumuştum. Bence de okuması kolay denebilecek bir kitap.

Adler, Bireysel Psikoloji ekolünün kurucusu ve Abraham Maslow tarafından hümanist psikoloji yaklaşımına katkısı olduğu söylenen psikiyatrist.

 

ns.jpg

 

Kitabı alalı iki sene oldu aslında. Fakat hep zor olduğunu falan düşündüm ve o yüzden erteledim.

Kitapta 11 bölüm var. Bütün bölümlerde -belki sadece bir bölümde yoktur- vakalar üzerinden, anlatmak istenen şeyi yazmış Adler. İnsanların kendilerinde eksiklik olarak gördüklerini ya da hissettikleri şeyleri bazen yararlı bazen de yararsız davranışlarla telafi etmeye çalışması, Adler’in ekolünü üzerine inşa ettiği düşüncedir.

Kitap her ne kadar vakalar üzerinden gitse dahi, dikkatli ve not alarak okuyan birisi bütün yapıyla alakalı bilgileri toplayabilir.

Ben okurken psikoanalitik, davranışçı ve hümanistik ekollerin ve/veya yaklaşımların kokusunu aldım.

Bireysel Psikoloji bilinci ve billinçdışını ayrı ve çatışan varlıklar olarak değil, tek ve aynı gerçeğin bütünleyici ve işbirliği yapan parçaları olarak ele alır (sayfa 69).

 

Her kim toplumla dostluk kurabilir, yararlı bir mesleğin arkasından inanç ve cesaretle gidebilir ve cinsel yaşamını iyi bir toplumsal duyguya uygun bir biçimde ayarlayabilirse, o kimse nevrotik enfeksiyona karşı korunmuş olur (sayfa 57).

 

“Eğer”, genellikle nevrotik dramın ana temasıdır. “Eğer” her nevrotik ikilemin son çaresidir  ve kesin bir kaçış yoludur. Kaçma isteği için yalnızca bir neden vardır ve bu itiraf edilebilecek nedenlerin en zoru olan yenilgi korkusudur (sayfa 44).

Altını çizdiğim o kadar fazla yer var ki…

Biraz psikoloji temeliniz varsa bu kitabı ile tanışmanızı öneririm.

Okuduğunuz için teşekkür ederim 😀