Kartpostal Distopyası

Kartpostallar yeniden popüler olsa; kitaplıklarındaki kitapları yayınevlerine, boylarına, yazarlarına, belki de renklerine göre dizen insanlar, merakları olsaydı kartpostalları da renklerine, temalarına, mekanlarına göre kategorilere ayırırlardı tahminimce.

Aynı yayınevinin bütün kitaplarını koleksiyon yapanlar (kitap ne içindir ki başka?!), beğenip beğenmediklerini ayırt etmeden bütün kartpostalları satın alırlardı.

Sonra da kartpostal koleksiyonlarının büyüklükleriyle övünenler, çekilişler yapıp “aynı” kartpostalı birilerine gönderenler olurdu. Olurdu, eminim…

Bu kartpostal distopyasında belki de, birkaç tane gerçekten beğendiği, onlar için anlam ifade eden, baktıklarında onları belki bir yerin kokusunu, belki de bir bayramın heyecanını yaşatan kartpostalları satın alan ve onları itinayla o “kem” gözlerden saklayan insanlar olurdu. Belki aldıklarının arkasına birkaç satır bir şeyler yazarlar, ama başkaları için değil, gelecekteki kendileri için.

Daha sonra, bu “akım”ı başlatanların ‘sayesinde’ kartpostallar; “sıradan” insanların, belki 4 taksit yaptırdıkları giyim, kozmetik, elektronik, kırtasiye siparişlerinin, geç geldiği için internette sızlandıkları ama yine de muhtaç oldukları muhtelif kargo şirketlerinden kargoları gelip hunharca paketlerini açtıklarında, kargolarının içinden çıktıkları zaman (sürpriz yumurta gibi ama o kadar mutlu edemeyen) belki de şöyle bir göz atılıp ertesinde çöp kutusunda kıvrılıp kalacaklar.

Her şeyin tüketim malzemesi haline geldiği bu zamanlarda onlar her geçen gün parça parça değişen ve yokluğa karışan anılarımızda yaşamaya, arada bir aklımıza gelip bizi nostaljik hissettirmeye devam etmeliler…

Elimde olan birkaç kartpostaldan

Kasım’dan Geriye Kalanlar

İzlediğim Film: Fractured

Sevgili arkadaşım Nihal’in önerisi ile izlediğim bu psikolojik gerilim filmi bence IMDb’de daha fazlasını hakediyor. Şükran gününde büyükannelerinden eve dönen Monroe ailesi, yolda bir benzin istasyonuna uğruyor. Orada kızı inşaat sahasına düşen Ray Monroe, kızını hastaneye götürüyor, tomografiye götürüldüğünden beri karısı ve kızından haber alamayan Ray ailesini nasıl bulacaktır? Filmden bir replik bırakayım.

It can sometimes create an alternate reality, a false reality to shield itself from trauma. From the things we fear, from the horrors we can’t even imagine.

zihin bazen kendine alternatif bir gerçeklik yaratabilir, TRAVMADAN; hayal dahi edemeyeceğimiz kadar korktuğumuz şeylerden, kabuslardan KORUNMAK İÇİN.

Okuduğum Kitap: İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali

Bu kitap, işte bu kitap memur bey okuma düzenimin bozulmasının sorumlusu bu kitaptır! Harika bir kitaptı. Nasıl içime oturduysa, vicdanıma dokunduysa ayın 5’inde bitirmeme rağmen şimdi dahi yarım yamalak kitap okuyabiliyorum. Bir alıntı bırakayım buraya.

Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurulduğumuz gibi işleriz. Bir yerde bir bozukluk oldu mu, derhal orayı söküp atmak lazım!.. En kuvvetli insanın bile bazen ne kadar zayıf anları, istediğinin aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkar edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseyi olduğundan daha fena, yahut daha iyi yapamaz!

Yapı Kredi Yayınları – Sayfa 128

Dinlediğim Şarkı: Glowie – Who’s Gonna Stop Me

Daha önce Unlovable şarkısını dinliyordum. Sonra keşfetime başka şarkısı düşünce bütün şarkılarını dinledim. En sevdiğim şarkısı bu oldu. Bence gelecek vaat ediyor 😉

İzlediğim Youtube Videosu: Tibees – Are You Smart Enough to Study Physics?

Bu videodan sonra kendi müstakbel kariyerim hakkındaki planlarımı değiştirdim. Mentalitemi değiştirdim. Ben yaklaşık 6 sene önce Matematik okuyordum. Aslında fizik okumak istiyordum ama bir şekilde matematiği ilk tercihlerime yazdım, kazandım ama mutlu bile olmamıştım ösys sonuçları geldiğinde. Daha sonra başarılı olamadım bölümde. Ciddi anlamda bir çok dersten kaldım. Çoğunlukla bu yüzden, psikolojiyi hedefledim neden öğrenemedim diyerek vs sorularıma cevap bulabilmek için. Ama bu videodan sonra artık hayatımda sorunlar yaşadığım dönemleri arkamda bırakmak için bir adım attım ve kendi kendime dedim ki:

“Saide, bunu yapmak zorunda değilsin. Bunu çözüme kavuşturmak zorunda değilsin. Başaramamanın içine oturduğunu biliyorum. Fakat sen değiştin, her şey değişti şimdi daha iyi bir yerdesin farklı şeylerle uğraşma iznini kendine ver.”

Ve kendimi özgür kıldım.

2020 – kazançlar & kayıplar

Laga-lugalı bir yazıma Hoşgeldiniz, Survivorlar!

Kaynak: Pinterest

2020’nin defterini dürmeye çalıştığımız şu son zamanlarda ben de, yazın bir iş mülakatında bana yöneltilen pandemi döneminde kendinizi geliştirecek neler yaptınız sorusu gibi, şimdi bu yıl neler yaptım, neyi iyi, neyi kötü yaptım diye bir muhasebeye çekiyorum kendimi.

2020 tabiki de benim için de, çoğunluk gibi, yeterince verimli geçmedi. Zaten ‘eski normal’e göre daha verimli geçirenler varsa net uzaylıdır, kesin bilgi yayalım arkadaşlar 😀

Bu WordPress’in blok düzenleyici olayına ısınamadım bir türlü. Yardım bölümü de güzel çalışmıyor. Geçende The Others filminin yorumunu yazarken pinterest gönderisini eklemeye çalıştım. Yav bir türlü pin görüntüsünü sayfaya ortalayamadım. Kriz geçirdim ya. Yazıyı 2 saatte yazdım yarım saati bu bloklarla cebelleşmeye gitti. Neyse…

Bu sene geçen seneye bakarak baya kitap okudum. Şuana kadar 37 kitap okumuşum. Ben saymadım, 1000Kitap hesabım saydı 😀 Hem psikoloji, felsefe hem de klasiklerden okumuşum. Seneye +1 kitap yapıp öyle kendime bir challenge yapmayı planlıyorum. Bir de seneye Dostoyevski’yi kronolojik olarak okuyanlar kervanına dahil olmayı düşünüyorum. Bayadır bakıyorum hangi çeviri iyidir vs. diye. Ama iletişim yayınlarında karar kıldım. Ve sürgün öncesi eserlerini aldım. Çünkü mesela bazı kitaplar can yayınlarında yok bazıları iş bankasında yok. O yüzden sadece iletişimden alayım dedim. Zaten aldıklarımın hepsini de Ergin Altay çevirmiş. Bir keresinde birinin blogunda Altay’dan aşırı Türkçeleştirme yaptığı için okumayı tercih etmediğini okudum. Ben de internetten iş bankası ve iletişimi karşılaştırdığımda iş bankasının çevirisinin daha böyle tak-tak diye çevrildiğini hissettim. Bu da iletişimi tercih etmem de bir sebep. (İletişim’in, İş bankası fiyatının iki katı fiyatı olmasını umursamıyoruz dimi arkadaşlar 😦 ) Onları okuduktan sonra düşüncelerimi toplu bir blog olarak yazarım diye düşünüyorum. Sürgün öncesi vs. sonrası, 2 bölüm şeklinde.

Bullet Journal olayını iyi götürüyordum geçen yaz girmeden iki ay fakat okul dönemi bitip de çalışma düzenine geçince zaten herhangi bir aktivitem olmadığı için devam ettiremedim. Fakat işi bırakır bırakmaz yeniden başladım. Benim tarzım işlevsel ve minimalist. Henüz daha bir düzen oturttuğum söylenemez hala pinterestte avare gibi buJo minimalist daily spreads arıyorum. Belki seneye güzel bir ajandaya, güzel bir başlangıç yaptığımda sizinle de paylaşırım.

Bu sene sanırım dizi izlemedim. Ben pek dizi izleyemiyorum çok uzun geliyor. Ama böyle mini dizi tarzında önerilerinize açığım! Film izledim fakat yine çok değil. Normalde ay sonlarında yazı yazıyordum ve izlediğim filmlerden de bahsederdim. (topu topu 3 ay için yazmışım :/ ) Fakat Haziranın sonundan ekimin ortasına kadar yaklaşık 4 ay çalıştığım için ve eve gelince pertim çıkmış olduğu için hiçbir post yayınlayamadım, bunun için de üzgünüm 😦

Şimdilik bu kadar, başka yazılarda görüşmek üzere! 🙂

The Others Film Yorumu

Death of a loved one can lead people to do the strangest things.

Mrs. Bertha Mılls

Herkese selam!

Bu akşam korku/dram/gizem kategorisinde bulunan 2001 yapımı The Others (Ötekiler) filmi ile alakalı yazmak istiyorum. Film analizi yapacak kadar film izlemiş değilim ya da teknikler ve psikolojik tarafına da hakim olduğumu söyleyemem fakat kendimce bir şeyler yazacağım.

Kısaca konusundan bahsedecek olursam, İngiltere’de bir adada malikanede bir kadın ve çocukları yaşamaktadır. Ve kadın (Grace) evine hizmetçi almak için ilan veriyor. Fakat sonradan posta kutusunda kalan ilan mektubundan anlaşılacağı üzere ilan henüz yerine teslim edilmeden kapı çalınıyor ve bilin bakalım kimler geliyor! BAM! Bahçıvan, hizmetçi ve dadı olacak üç kişi daha ne için geldiklerini bile açıklamalarına gerek kalmadan ev sahibesi tarafından içeriye davet ediliyor. Yalnız evde garip kurallar var, bir kapı kapanmadan diğeri açılmayacak, ses çıkaran hiçbir aygıt ya da eşya kullanılmayacak; ev sahibesinin migreninden ötürü. Ve çocukların bulunduğu yerlerde perdeler hep kapalı kalacak çünkü çocukların güneş ışığına ciddi şekilde alerjileri var ve gördükleri takdirde yara çıkarıp ölecekleri anneleri tarafından söyleniyor. Savaş zamanlarından kalma bir alışkanlıkla elektrik kullanmıyorlar. Ev sahibinin kocası ise savaşta ve evde yok. Bir gün birisi tarafından açık unutulan bir kapı yüzünden evde ağlama sesi yankılanıyor. Anne bir o odaya bir bu odaya çocukları mı ağlıyor diye koşturmakta fakat ağlama sesinin onlardan gelmediği ortaya çıkıyor. Velhasıl kelam, filmi tamamıyla anlatmayacağım çünkü gizem kısmı kaçabilir. Biraz analiz etmeye çalışacağım. Bundan sonrası filmin sonuyla bağlantılı olduğu için spoiler içerecektir.

Aslında yukarıda film afişinin altındaki, filmde dadının söylediği, alıntıyı insanların sevdiklerinin ölümü onları en garip şeyleri yapmaya sürükleyebilir diye çevirebiliriz. Ve bu alıntının ışığında filme baktığımız zaman, evin; travmatize olmuş bir insanın zihnini, odaların ise çeşitli dönemlerdeki anılarını simgelediğini söyleyebilirim. Ve bu anıların birbirine karışıp bir bütün oluşturmasına izin yok çünkü bir kapı kapanmadan diğerinin açılması yasaklanmış durumda. Bu durumda Grace’in travmatik olaylar yaşadığını anlayabiliriz ev içindeki garip kurallarından ötürü.

Bir ara savaştan dönmüş babanın Grace ile bulunduğu bir sahnede savaşın yarattığı o donuk, ayrıca travmatize olmuş insan ile karşılaşırız. Grace,

What were you trying to prove by going to war? Your place was here with your family. I loved you, but that wasn’t enough, was it? You want to leave not because of the war, you want to leave me.”

derken aslında yine travmatik bir anısına karşı serzenişte bulunuyor ve onu yani anısını serbest bırakıyor (baba ertesi sabah gitmiş oluyor).

Sometimes the world of the living gets mixed up with the world of the dead.

Üçüncü alıntıda ise diyor ki, “Bazı zamanlar, yaşayanların dünyası ile ölülerin dünyası karışabilir”. Yani ölülerin dünyası bizim geçmişteki anılarımız, yaşayanların dünyası şuan ki bilinç durumumuz diye yorumlayabilirim. Ölülerin yaşayanların dünyasına girme girişiminin olduğu sahnede yani o hizmetlilerin aslında 1891 yılında veremden öldükleri fotoğrafını bulduğunda Grace, çocuklarını kurtarmaya çalışır. O sırada çocuklar ise tekrar savaşa giden babalarını aramaya bahçeye çıkmışlardır. Uzaktan evden kovulan hizmetlilerin geri geldiğini gören çocuklar çığlığı basıp eve koşarlar. Yavaş yavaş travmalar ve korkular su yüzüne çıkmaya başlamıştır artık.

Buradan filmin sonunda bir çeşit ruh çağırma ayini ile katarsis yaşayan Grace en sonunda onu aslında ölülerin diyarına sürükleyen anısını hatırlar. Bundan sonra huzurla yaşamaya devam edecektir, bir ölü olarak.

Evet son paragrafın öncekilerden kopuk bir anlatımı olduğunun farkındayım fakat filmi merak edenler için bir sürprizcik kalsın istedim, bari onu söylemeyeyim dedim 😀

We must all learn to live together. The living and the dead.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka yazılarda görüşmek üzere…

Haziran’dan Geriye Kalanlar

İZLEDİĞİM FİLM: JOJO RABBIT

jojo rabbit

 

Ana karakter Johannes Betzler, Nazici bir çocuk, annesi ile birlikte yaşamaktadır. Filmde babasının savaşta olduğu söyleniyor. Jojo, aslında evlerinde Yahudi bir kızın saklandığını öğrendiğinde yavaş yavaş yahudi ve ari ırk hakkında sorgulamalara başlıyor. Tabi filmde olaylar geçerken de Jojo’ya kendi iç sesi olarak konuşan Hitler tiplemesi ortaya çıkıyor. Taika Waititi, filmin yapımcısı ve Hitler karakterini canlandıran kişi, ve bir yahudi 😀 Annesi ile ilgili sahnelerde görülebileceği gibi, annesi savaşa sıcak bakmayan anti-nazi bir kadın, her ne kadar bunu belli edemese de.

Baş karakter Jojo’nun gözünden savaşın gereksizliği, insanların soyut şeyler uğruna canlarını çöplükte bulmuşlar gibi birbirlerini öldürmelerinin, insan ruhundaki yarattığı korkuyu, yıkımı ve acıyı görüyoruz.

Savaşın kötülüğü, en iyi, bir çocuğun gözünden anlatılabilirdi.

OKUDUĞUM KİTAP: DİRİ GÖMÜLEN – SADIK HİDAYET

diri

Tam saymadım ama 8-9 kadar hikaye var kitapta. İlk hikaye olan diri gömülen hikayesi intihar ile alakalı idi. Ve bu kadar içe işleyen bir hikaye okudum mu daha önce hatırlamıyorum. Bir ruh durumunun bu kadar çok düşünceyle anlatılması beni çok etkiledi. Buraya kitaptan bir alıntı bırakayım, o kendini daha iyi anlatır 🙂

Artık ne arzum kaldı, ne de kinim. İçimdeki insanı yitirdim. Kaybolsun diye de bir yere bırakıverdim. Hayatta insan ya melek olmalı, ya doğru dürüst insan, ya da hayvan. Ben onlardan hiçbiri olmadım. Hayatım ebediyen kayboldu. Ben bencil, acemi ve zavallı olarak dünyaya gelmişim. Şimdi artık geri dönüp, başka bir yolu seçmem imkansız. Bundan böyle bu anlamsız gölgelerin peşinden gidemem. Yaşamla yaka paça olamam, güreş tutamam. Sizler, gerçekte yaşadığınızı zannediyorsunuz. Elinizde hangi sağlam kanıt ve mantık var? Ben artık ne bağışlamak, ne bağışlanmak, ne sola ne de sağa gitmek istiyorum. Gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum.

DİNLEDİĞİM ŞARKI: X AMBASSADORS – ZEN

Bu ay bu gruba takmıştım. Daha önce bir kaç şarkısını dinlediğimi hatırlıyorum. Bu ay böyle oturdum bütün albümlerine göz attım, favori şarkım baya var ama şuan içinde bulunduğum ruh halinde bu şarkı uyuyor, bence bir çok insana da uyacak bir şarkı. Someone gimme f.cking ZEN!

İZLEDİĞİM YOUTUBE VİDEOSU: Personality-based Study Tips – MED SCHOOL INSIDERS

Bu video çok ilginçti gerçekten. Videoda anlatılara göre 4 temel insan tipi var. İçsel beklentileri ve dışsal beklentileri karşılayıp karşılamamasına göre Upholder, Obliger, Questioner, Rebel diye 4 farklı kombinasyon oluşturuyorlar.  Bunlardan Upholder, hem içsel hem de dışsal beklentileri karşılayan tip. Rebel ise ikisini de karşılamayan tip. Örneğin, Rebel tipinin mottosu, “ne istersem, onu kendi yöntemimle yaparım. Eğer beni bir şey yapmaya zorlarsan ya da bu kişi kendim bile olsam, o işi yapmaya daha az gönüllü olurum”, gibi. Ayrıca kendinizin hangi tipe girdiğini öğrenmek isterseniz video açıklamasında link var.

Video için link burada.

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha verimli yeni bir ay geçirmek dileğiyle 😀