2021 Yılı Hedeflerim

Herkese Merhaba!

Bu yazı kişisel hedeflerim hakkında bir günlük yazısı gibi olacak. 2021 yılı sonu geldiğinde buraya dönüp bakıp gerçekleştirdiklerime ve gerçekleştirmediklerime bakacağım.

2021 yılının mottosu benim için “YENİLEN VE DÖNÜŞ” olacak. Son zamanlarda kendimden hiç memnun değilim. Değiştirmek istediğim yönlerim var. Yenilik arıyorum sürekli. Aç gibiyim, yeni şeyler denemek istiyorum, bana yararı olacağını düşündüğüm. Her neyse,,

Kasım’ın son gününde WordPress’imi yükselttim ve alan adı aldım. Tabi cüzi bir miktar dahi olsa, para verince, çoğunluğumuza da olduğu gibi, artık biraz daha bloguma özen göstereyim moduna girdim. Bunun için normalde blog yazma ya da web sitesi oluşturma üzerine herhangi bir eğitim almadığım ve pek araştırma yapmadığım için öncelikle bildiğim İSMEK’in WordPress ile Site Yapımı ve WordPress ile SEO Teknikleri isimli iki uzaktan eğitim programına kaydoldum. Şu sıralar derslerim çok yoğun gittiği için blogumla çok fazla ilgilenemiyorum fakat kafamda bazı yazı fikirleri var, özellikle reading slump ile alakalı; çok kafayı taktığım bir konu çünkü kitapları ve öğrenmeyi çok sevmeme rağmen bazı dönemler, ve bu dönemler genellikle uzun oluyor, kitabın kapağını dahi açamıyorum. Şimdi, hedeflerimi bazı başlıklara ayırdım. İlki,

2021 Kişisel Hedefler

  • Aylık harcamalarını düzenle.
  • Yaz tatilinde cognitive psychology dersini ayrıntılı, basic physiology dersini kabaca tekrar et.
  • Yazın suluboya çalışmalarına devam et.
  • Kartpostal koleksiyonu yapmaya başla.

2021 Blog Hedeflerim

  1. İSMEK’te kaydolduğum blog ile alakalı eğitimleri tamamlamak.
  2. Bloguma ayda en az iki genel yazı yazmak.
  3. Felsefi Kelimeler yazılarımı yazmaya ayda iki yazı (yani kelime) olacak şekilde devam etmek.
  4. Felsefe Sözlüğü ile alakalı yazılarım bitince Psikolojik Kelimeler başlığında yazı serisine devam etmek.

2021 Yılında Mutlaka Öğrenmek İstediğim Konular ve Kuramlarını Öğrenmek İstediğim İnsanlar

  • Jacques Lacan: Bu adama, ne zaman psiko-analiz ile alakalı bir şey okusam gönderme yapıldığını görüyorum. Kim olduğunu biliyorum yanlış anlaşılmasın fakat hani biyografi kitaplarında kuramlara giriş yapılır ya onu dahi anlamadım. Ama inat ettim. Hakkında en azından birkaç şey öğrenmek istiyorum.
  • Dostoyevski: Suç ve Ceza’yı yıllar önce sanırım ortaokulda okumaya çalışmıştım. Haliyle sıkılmıştım o yaşta ve bırakmıştım. Sanırım geçen sene Kumarbaz’ını okumuştum. Beğenmiştim fakat asıl merak ettiğim Yeraltından Notlar ve Ölüler Evinden Notlar kitaplarını okumak istiyorum.
  • Sartre‘ın okumadığım popüler olmayan diğer kitaplarını okumak. Sartre’ın okuduğum 6-7 kitabı var fakat onun hakkında kapsamlı bir yazı yazmak istiyorum önümüzdeki sene o yüzden okumadığım kitaplarını bitirmek hedefim.
  • Zihin felsefesi, bilinç kavramı, bilişsel bilim hakkında çeşitli kitaplar okumak istiyorum.
  • Jordan B. Peterson: Bu kadar popüler olmasına değer ne yönü var, merak ediyorum ve videolarından başlayarak en son, tedarik edebildiğim kitaplarına da erişerek bir okuma planlıyorum.
  • Çocuk Psikolojisi & Psiko-analizi hakkında okumalar yapmak istiyorum. Çünkü öğrenme hakkında bir şeyler okuduğum zaman genellikle çocuklar üzerinden konular anlatılıyor. Muhtemelen okul dönemi yaşları onlara denk geldiği için.

Bu sene reading challenge gibi bir şeye katılmayı düşünmüyorum yani sayı hedefi belirlemeyi düşünmüyorum. Aşağıda sayı verdim fakat bu sadece liste oluşturduğum için. Sayı ile kendimi kısıtlamayacağım ya da zorlamayacağım. Şuanda elimde okunmamış 60’tan fazla kitap var. Muhtemelen yıl içinde de illaki birkaç kitap alacağım. Totalde kitaplarımın 4’te 3’ünü okumayı planlıyorum. Ve bundan sonra da okumam gerektiğini düşündüğüm kitapları değil (okul için gerekenler haricinde), yalnızca okumak istediğim kitapları alıp okuyacağım. Kitaplığımda olan öncelikle okumayı düşündüğüm kitapların listesi:

2021 Kitap Hedeflerim

  1. Dostoyevski – Öteki
  2. Nikos Kazancakis – Zorba
  3. Albert Camus – Yabancı (Tekrar okunacak)
  4. Alexandre Dumas – Binbir Hayalet
  5. Daniel Paul Schreber – Akıl Hastalığımın Hatıratı
  6. Cogito Dergisi – Yüzyılın Psikanalizi
  7. Rollo May – Kaygının Anlamı
  8. Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi
  9. Gustave Flaubert – Madame Bovary
  10. Umberto Eco – Gülün Adı
  11. Kierkegaard – Kahkaha Benden Yana
  12. Gabor Mate – Vücudunuz Hayır Diyorsa
  13. Franz Ruppert – Travmatik Yaşantılar
  14. Daniel Klein – Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer…
  15. Daniel Klien – Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu…
  16. Simone de Beauvoir – Yıkılmış Kadın
  17. Montaigne – Denemeler – 1. Cilt
  18. Albert Camus – Başkaldıran İnsan
  19. Henry James – Washington Meydanı
  20. Dostoyevski – İnsancıklar
  21. Dostoyevski – Beyaz Geceler
  22. Dostoyevski – Üç Novella
  23. Dostoyevski – Öyküler
  24. Dostoyevski – Netoçka Nezvanova
  25. Marcus Aurelius – Kendime Düşünceler
  26. Sartre – Yaşanmayan Zaman (Tekrar okunacak)
  27. Sartre – Yıkılış
  28. Simone de Beauvoir – Mandarinler
  29. Alfred Adler – İnsan Tabiatını Tanıma
  30. Kierkegaard – Ya / Ya Da
  31. Jack London – Martin Eden
  32. Kierkegaard – Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler
  33. Thomas Hardy – Çılgın Kalabalıktan Uzak
  34. Sinan Canan – Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler
  35. Joanna Moncrieff – İlaçla Tedavi Efsanesi
  36. Rollo May – Aşk ve İrade (Tekrar okunacak)
  37. Scott Peck – Az Seçilen Yol (Tekrar okunacak)
  38. Alain de Botton – Felsefenin Tesellisi
  39. Oscar Wilde – Dorian Grey’in Portresi (Tekrar okunacak)
  40. Olivia Laing – Yalnız Şehir
  41. Umberto Eco – Felsefe Tarihi 1
  42. Rudolf Arnheim – Görsel Düşünme
  43. Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği
  44. Thomas Mann – Büyülü Dağ – 2. Cilt
  45. Paul Auster – Şans Müziği
  46. Wilhelm Reich – Dinle, Küçük Adam

Benim yeni yıl hedeflerim bu şekildeydi. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Kartpostal Distopyası

Kartpostallar yeniden popüler olsa; kitaplıklarındaki kitapları yayınevlerine, boylarına, yazarlarına, belki de renklerine göre dizen insanlar, merakları olsaydı kartpostalları da renklerine, temalarına, mekanlarına göre kategorilere ayırırlardı tahminimce.

Aynı yayınevinin bütün kitaplarını koleksiyon yapanlar (kitap ne içindir ki başka?!), beğenip beğenmediklerini ayırt etmeden bütün kartpostalları satın alırlardı.

Sonra da kartpostal koleksiyonlarının büyüklükleriyle övünenler, çekilişler yapıp “aynı” kartpostalı birilerine gönderenler olurdu. Olurdu, eminim…

Bu kartpostal distopyasında belki de, birkaç tane gerçekten beğendiği, onlar için anlam ifade eden, baktıklarında onları belki bir yerin kokusunu, belki de bir bayramın heyecanını yaşatan kartpostalları satın alan ve onları itinayla o “kem” gözlerden saklayan insanlar olurdu. Belki aldıklarının arkasına birkaç satır bir şeyler yazarlar, ama başkaları için değil, gelecekteki kendileri için.

Daha sonra, bu “akım”ı başlatanların ‘sayesinde’ kartpostallar; “sıradan” insanların, belki 4 taksit yaptırdıkları giyim, kozmetik, elektronik, kırtasiye siparişlerinin, geç geldiği için internette sızlandıkları ama yine de muhtaç oldukları muhtelif kargo şirketlerinden kargoları gelip hunharca paketlerini açtıklarında, kargolarının içinden çıktıkları zaman (sürpriz yumurta gibi ama o kadar mutlu edemeyen) belki de şöyle bir göz atılıp ertesinde çöp kutusunda kıvrılıp kalacaklar.

Her şeyin tüketim malzemesi haline geldiği bu zamanlarda onlar her geçen gün parça parça değişen ve yokluğa karışan anılarımızda yaşamaya, arada bir aklımıza gelip bizi nostaljik hissettirmeye devam etmeliler…

Elimde olan birkaç kartpostaldan

Kasım’dan Geriye Kalanlar

İzlediğim Film: Fractured

Sevgili arkadaşım Nihal’in önerisi ile izlediğim bu psikolojik gerilim filmi bence IMDb’de daha fazlasını hakediyor. Şükran gününde büyükannelerinden eve dönen Monroe ailesi, yolda bir benzin istasyonuna uğruyor. Orada kızı inşaat sahasına düşen Ray Monroe, kızını hastaneye götürüyor, tomografiye götürüldüğünden beri karısı ve kızından haber alamayan Ray ailesini nasıl bulacaktır? Filmden bir replik bırakayım.

It can sometimes create an alternate reality, a false reality to shield itself from trauma. From the things we fear, from the horrors we can’t even imagine.

zihin bazen kendine alternatif bir gerçeklik yaratabilir, TRAVMADAN; hayal dahi edemeyeceğimiz kadar korktuğumuz şeylerden, kabuslardan KORUNMAK İÇİN.

Okuduğum Kitap: İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali

Bu kitap, işte bu kitap memur bey okuma düzenimin bozulmasının sorumlusu bu kitaptır! Harika bir kitaptı. Nasıl içime oturduysa, vicdanıma dokunduysa ayın 5’inde bitirmeme rağmen şimdi dahi yarım yamalak kitap okuyabiliyorum. Bir alıntı bırakayım buraya.

Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurulduğumuz gibi işleriz. Bir yerde bir bozukluk oldu mu, derhal orayı söküp atmak lazım!.. En kuvvetli insanın bile bazen ne kadar zayıf anları, istediğinin aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkar edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseyi olduğundan daha fena, yahut daha iyi yapamaz!

Yapı Kredi Yayınları – Sayfa 128

Dinlediğim Şarkı: Glowie – Who’s Gonna Stop Me

Daha önce Unlovable şarkısını dinliyordum. Sonra keşfetime başka şarkısı düşünce bütün şarkılarını dinledim. En sevdiğim şarkısı bu oldu. Bence gelecek vaat ediyor 😉

İzlediğim Youtube Videosu: Tibees – Are You Smart Enough to Study Physics?

Bu videodan sonra kendi müstakbel kariyerim hakkındaki planlarımı değiştirdim. Mentalitemi değiştirdim. Ben yaklaşık 6 sene önce Matematik okuyordum. Aslında fizik okumak istiyordum ama bir şekilde matematiği ilk tercihlerime yazdım, kazandım ama mutlu bile olmamıştım ösys sonuçları geldiğinde. Daha sonra başarılı olamadım bölümde. Ciddi anlamda bir çok dersten kaldım. Çoğunlukla bu yüzden, psikolojiyi hedefledim neden öğrenemedim diyerek vs sorularıma cevap bulabilmek için. Ama bu videodan sonra artık hayatımda sorunlar yaşadığım dönemleri arkamda bırakmak için bir adım attım ve kendi kendime dedim ki:

“Saide, bunu yapmak zorunda değilsin. Bunu çözüme kavuşturmak zorunda değilsin. Başaramamanın içine oturduğunu biliyorum. Fakat sen değiştin, her şey değişti şimdi daha iyi bir yerdesin farklı şeylerle uğraşma iznini kendine ver.”

Ve kendimi özgür kıldım.

2020 – kazançlar & kayıplar

Laga-lugalı bir yazıma Hoşgeldiniz, Survivorlar!

Kaynak: Pinterest

2020’nin defterini dürmeye çalıştığımız şu son zamanlarda ben de, yazın bir iş mülakatında bana yöneltilen pandemi döneminde kendinizi geliştirecek neler yaptınız sorusu gibi, şimdi bu yıl neler yaptım, neyi iyi, neyi kötü yaptım diye bir muhasebeye çekiyorum kendimi.

2020 tabiki de benim için de, çoğunluk gibi, yeterince verimli geçmedi. Zaten ‘eski normal’e göre daha verimli geçirenler varsa net uzaylıdır, kesin bilgi yayalım arkadaşlar 😀

Bu WordPress’in blok düzenleyici olayına ısınamadım bir türlü. Yardım bölümü de güzel çalışmıyor. Geçende The Others filminin yorumunu yazarken pinterest gönderisini eklemeye çalıştım. Yav bir türlü pin görüntüsünü sayfaya ortalayamadım. Kriz geçirdim ya. Yazıyı 2 saatte yazdım yarım saati bu bloklarla cebelleşmeye gitti. Neyse…

Bu sene geçen seneye bakarak baya kitap okudum. Şuana kadar 37 kitap okumuşum. Ben saymadım, 1000Kitap hesabım saydı 😀 Hem psikoloji, felsefe hem de klasiklerden okumuşum. Seneye +1 kitap yapıp öyle kendime bir challenge yapmayı planlıyorum. Bir de seneye Dostoyevski’yi kronolojik olarak okuyanlar kervanına dahil olmayı düşünüyorum. Bayadır bakıyorum hangi çeviri iyidir vs. diye. Ama iletişim yayınlarında karar kıldım. Ve sürgün öncesi eserlerini aldım. Çünkü mesela bazı kitaplar can yayınlarında yok bazıları iş bankasında yok. O yüzden sadece iletişimden alayım dedim. Zaten aldıklarımın hepsini de Ergin Altay çevirmiş. Bir keresinde birinin blogunda Altay’dan aşırı Türkçeleştirme yaptığı için okumayı tercih etmediğini okudum. Ben de internetten iş bankası ve iletişimi karşılaştırdığımda iş bankasının çevirisinin daha böyle tak-tak diye çevrildiğini hissettim. Bu da iletişimi tercih etmem de bir sebep. (İletişim’in, İş bankası fiyatının iki katı fiyatı olmasını umursamıyoruz dimi arkadaşlar 😦 ) Onları okuduktan sonra düşüncelerimi toplu bir blog olarak yazarım diye düşünüyorum. Sürgün öncesi vs. sonrası, 2 bölüm şeklinde.

Bullet Journal olayını iyi götürüyordum geçen yaz girmeden iki ay fakat okul dönemi bitip de çalışma düzenine geçince zaten herhangi bir aktivitem olmadığı için devam ettiremedim. Fakat işi bırakır bırakmaz yeniden başladım. Benim tarzım işlevsel ve minimalist. Henüz daha bir düzen oturttuğum söylenemez hala pinterestte avare gibi buJo minimalist daily spreads arıyorum. Belki seneye güzel bir ajandaya, güzel bir başlangıç yaptığımda sizinle de paylaşırım.

Bu sene sanırım dizi izlemedim. Ben pek dizi izleyemiyorum çok uzun geliyor. Ama böyle mini dizi tarzında önerilerinize açığım! Film izledim fakat yine çok değil. Normalde ay sonlarında yazı yazıyordum ve izlediğim filmlerden de bahsederdim. (topu topu 3 ay için yazmışım :/ ) Fakat Haziranın sonundan ekimin ortasına kadar yaklaşık 4 ay çalıştığım için ve eve gelince pertim çıkmış olduğu için hiçbir post yayınlayamadım, bunun için de üzgünüm 😦

Şimdilik bu kadar, başka yazılarda görüşmek üzere! 🙂

The Others Film Yorumu

Death of a loved one can lead people to do the strangest things.

Mrs. Bertha Mılls

Herkese selam!

Bu akşam korku/dram/gizem kategorisinde bulunan 2001 yapımı The Others (Ötekiler) filmi ile alakalı yazmak istiyorum. Film analizi yapacak kadar film izlemiş değilim ya da teknikler ve psikolojik tarafına da hakim olduğumu söyleyemem fakat kendimce bir şeyler yazacağım.

Kısaca konusundan bahsedecek olursam, İngiltere’de bir adada malikanede bir kadın ve çocukları yaşamaktadır. Ve kadın (Grace) evine hizmetçi almak için ilan veriyor. Fakat sonradan posta kutusunda kalan ilan mektubundan anlaşılacağı üzere ilan henüz yerine teslim edilmeden kapı çalınıyor ve bilin bakalım kimler geliyor! BAM! Bahçıvan, hizmetçi ve dadı olacak üç kişi daha ne için geldiklerini bile açıklamalarına gerek kalmadan ev sahibesi tarafından içeriye davet ediliyor. Yalnız evde garip kurallar var, bir kapı kapanmadan diğeri açılmayacak, ses çıkaran hiçbir aygıt ya da eşya kullanılmayacak; ev sahibesinin migreninden ötürü. Ve çocukların bulunduğu yerlerde perdeler hep kapalı kalacak çünkü çocukların güneş ışığına ciddi şekilde alerjileri var ve gördükleri takdirde yara çıkarıp ölecekleri anneleri tarafından söyleniyor. Savaş zamanlarından kalma bir alışkanlıkla elektrik kullanmıyorlar. Ev sahibinin kocası ise savaşta ve evde yok. Bir gün birisi tarafından açık unutulan bir kapı yüzünden evde ağlama sesi yankılanıyor. Anne bir o odaya bir bu odaya çocukları mı ağlıyor diye koşturmakta fakat ağlama sesinin onlardan gelmediği ortaya çıkıyor. Velhasıl kelam, filmi tamamıyla anlatmayacağım çünkü gizem kısmı kaçabilir. Biraz analiz etmeye çalışacağım. Bundan sonrası filmin sonuyla bağlantılı olduğu için spoiler içerecektir.

Aslında yukarıda film afişinin altındaki, filmde dadının söylediği, alıntıyı insanların sevdiklerinin ölümü onları en garip şeyleri yapmaya sürükleyebilir diye çevirebiliriz. Ve bu alıntının ışığında filme baktığımız zaman, evin; travmatize olmuş bir insanın zihnini, odaların ise çeşitli dönemlerdeki anılarını simgelediğini söyleyebilirim. Ve bu anıların birbirine karışıp bir bütün oluşturmasına izin yok çünkü bir kapı kapanmadan diğerinin açılması yasaklanmış durumda. Bu durumda Grace’in travmatik olaylar yaşadığını anlayabiliriz ev içindeki garip kurallarından ötürü.

Bir ara savaştan dönmüş babanın Grace ile bulunduğu bir sahnede savaşın yarattığı o donuk, ayrıca travmatize olmuş insan ile karşılaşırız. Grace,

What were you trying to prove by going to war? Your place was here with your family. I loved you, but that wasn’t enough, was it? You want to leave not because of the war, you want to leave me.”

derken aslında yine travmatik bir anısına karşı serzenişte bulunuyor ve onu yani anısını serbest bırakıyor (baba ertesi sabah gitmiş oluyor).

Sometimes the world of the living gets mixed up with the world of the dead.

Üçüncü alıntıda ise diyor ki, “Bazı zamanlar, yaşayanların dünyası ile ölülerin dünyası karışabilir”. Yani ölülerin dünyası bizim geçmişteki anılarımız, yaşayanların dünyası şuan ki bilinç durumumuz diye yorumlayabilirim. Ölülerin yaşayanların dünyasına girme girişiminin olduğu sahnede yani o hizmetlilerin aslında 1891 yılında veremden öldükleri fotoğrafını bulduğunda Grace, çocuklarını kurtarmaya çalışır. O sırada çocuklar ise tekrar savaşa giden babalarını aramaya bahçeye çıkmışlardır. Uzaktan evden kovulan hizmetlilerin geri geldiğini gören çocuklar çığlığı basıp eve koşarlar. Yavaş yavaş travmalar ve korkular su yüzüne çıkmaya başlamıştır artık.

Buradan filmin sonunda bir çeşit ruh çağırma ayini ile katarsis yaşayan Grace en sonunda onu aslında ölülerin diyarına sürükleyen anısını hatırlar. Bundan sonra huzurla yaşamaya devam edecektir, bir ölü olarak.

Evet son paragrafın öncekilerden kopuk bir anlatımı olduğunun farkındayım fakat filmi merak edenler için bir sürprizcik kalsın istedim, bari onu söylemeyeyim dedim 😀

We must all learn to live together. The living and the dead.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka yazılarda görüşmek üzere…