Christine (2016) Film Yorumu

Merhaba herkese,

Bu akşam size, Amerikalı haber sunucusu Christine Chubbuck’nin normal insanlar için drama sayılabilecek fakat depresyona sahip insanlar için ise yalnızca mutsuz bir son diye düşünülebilecek hayatı ve ölümü üzerine olan 2016 yılında çıkan Christine filminden bahsetmek istiyorum.

Christine, 30 yaşında, bulunduğu iş koşullarına, yani çevresindeki insanlara göre idealist sayılabilecek yapıda bir kişi.

Bulunduğu televizyon şirketinin düşük reytinglerden dolayı kapatılıp kapatılmayacağı konuşulurken yaptığı habercilik işinin asıl istediği çizgiden kayması, daha sansasyonel, gerçek, canlı haberler üretmesi bekleniyor. O ise yarattığı haberlerde insanlara daha pozitif bir bakış açısı ile gelse de, bulunduğu kurumdaki patronuyla çatışmaları bu konuda elini kolunu bağlıyor diyebiliriz.

Bu sıralarda stresten olduğunu düşündüğü karın ağrıları var. En sonunda doktora gittiğinde, tümör bulunduğundan dolayı yumurtalıklarından birinin alınması gerektiğini öğreniyor. Bu da çocuk sahibi olma şansını azaltacağı için süregelen depresif duygu durumunu ağırlaştırıyor. Annesinin yeni biri ile çıkmaya başlaması, sevdiği adamın başka bir iş arkadaşı ile terfi alıp başka bir yere gidecek olması hepsi üst üste geliyor. Zaten de hep öyle olmaz mı?

-Her zaman kolay iletişim kurulan biri değilsin, Chubbuck.

-Belki sen benimle iletişim kurmayı bilmiyorsundur.

Depresyondaki insanlarda görülebilecek olan, o kendini soyutlama hali ve beni “halimden” anla durumu başkalarının gözünde onu daha da anlaşılmaz kılıyor.

Sanki hepimizin içimizde birden fazla kimliği var ve hepsi gerçek biz olmak için rekabet ediyor.

Bu alıntı bana Halil Cibran’ın Meczup kitabındaki Yedi Benlik başlığı altındaki yazısını hatırlattı. O bölüme şuradan ulaşabilirsiniz. Kişiliğimizin ki bunun sabit ve birbiriyle uyumlu bir yapı olup olmadığı hakkında bir fikrim yok henüz, sadece olayı somutlaştırmaya çalışıyorum, Cibran’ın da ifade ettiği gibi; nefret eden-aşık olan, kederlere dalıp çıkaran-kahkaha atan… benlikler, bunlar aslında ruh hali gibi dursa dahi aynı olay karşısında da sırasıyla aktive olabilen iç dinamikler gibi. Yani daha sabit olgular o yüzden benlik dendiğini düşünüyorum.

-Evet, ama hep bir bebeğim olsun istedim. Ve bir kocam olsun, ve istediğim işleri yapabileceğim bir işim olsun istedim.

Aslında çoğu insanın, belki filozoflar vb. hariç, yaşamdan istedikleri yalnızca bunlar. Bu basit bir formül gibi; mutlu hayat formülü. Fakat nedense hep zor oluyor bunlara sahip olmak ya da sahip olduktan sonra başa çıkabilmek. İşte burada belki, bazı, psikologlar bu başa çıkamama olayını içsel dinamiklere, siyaset bilimciler ekonomik sistemlere, belki sosyologlar da kültürsel etkenlere bağlayabilirler.

Bunun çözümü üzerine tartışma açmayacağım yalnızca, bazı insanlar için üst üste gelen şeyler depresyonda olan biri için kaç kat daha zor olduğu üzerine farkındalık yaratmak amacıyla bu film hakkında yazmayı tercih ettim.

Siz de izlediyseniz filmi, nasıl bulduğunuz ve benim atladığım noktalar hakkında yorum yaparsanız sevinirim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim…

One thought on “Christine (2016) Film Yorumu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: